ŞAPHANE BİR TARİH VE KÜLTÜR ŞEHRİDİR
ŞAPHANE - ŞAPHANE TARİHİ
  SAPHANE'den SON HABERLER
  YORUM OKU
  YORUM ARŞİVİ
  HAYVAN HAKLARI
  İLETİŞİM
  GÖRÜŞLERİNZ
  UNUTULMAYAN HABERLER
  ZİYARETCİ DEFTERİ
  ŞAPHANE RESİM GALERİSİ
  ŞAPHANE TARİHİ FOTOLARI
  YAYLA ŞÖLENİ'den FOTOĞRAFLAR
  ŞAPHANE KÜLTÜR... DERNEĞİ
  ÖNEMLİ TELEFONLAR
  TARİHİ SAATİMİZİ İSTERİZ!
  MESLEK YÜKSEK OKULU
  YARIŞMAYA KATIL
  Gleitschirmfliegen-YAMAÇ PARAŞÜTÇÜLÜĞÜ
  SAYAÇ
  MUSTAFA İSLAMOĞLU
  ŞAPHANE'den MANZARALAR
  KAYIP TARİHİ SAAT
  CANLI SEYRET
  ŞAPHANE DAĞI
  TARİHİ MEKANLARIMIZIN İÇİ-KIYAFETLERİMİZ
  ŞAPHANE TARİHİ
  SEÇİM2007 ŞAPHANE
  ŞÖLENE DAVET
  ŞAPHANE DAĞI ÇİÇEKLERİ
  ŞAPHANE SPOR
  SON AYIN HABERLERİ
  ŞAPHANE'NİN EVLATLARI
  OKULLARIMIZ
  800 YILLIK CAMİMİZ
  2008 ŞAPHANE TAKVİMİ
  ŞAPHANE'DE NELER OLUYOR
  BİLGİ YARIŞMASI
  KÜLTÜR DERNEĞİ'NDEN HABAERLER
  ESKİ YORUMLAR
  ŞAPHANE'NİN SESLERİ
  SAKLI KENT
  HABER ARŞİVİ
  HABER ARŞİVİ 2010-11
ŞAPHANE TARİHİ, ELİMİZDE BİRİKEN OSMANLI ARŞİVLERİ VE YENİ BİLGİ VE BELEGELER EŞLİĞİNDE TEKRAR GERÇEĞE UYGUN OLARAK HAZIRLANMAKTADIR. BU HAZIRLAMAKTA OLDUĞUMUZ " TARİH VE KÜLTÜR ŞEHRİ ŞAPHANE " ADLI  KİTAPTA DETAYLARIYLA ŞAPHANE TARİHİ ELE ALINMIŞTIR. ŞİMDİLİK BİRAZ DÜZELTİLMİŞ İSE DE,  ESKİ EKSİK HALİYLE ŞAPHANE TARİRİHİ

ein Bild
 
ŞAPHANE TARİHİ

 

Toprak olarak:

Şaphane toprakları sırası ile Firiklerin-İskender İmparotorluğu'nun Bizanslıların elinde bulunmuştur.

  1234 yılında Konya Selçulular'ının topraklarına katılmıştır. Nihayet 13.yy başlarında Şaphane topraklarını Germiyan asillerinin elinde görüyoruz.

   Osmanlı hükümdarı Yıldırım BEYAZIT zamanın da Kütahya-Emet Tavşanlı-Simav toprakları ile birlikte Osmanlılara, Yıldırım Beyazıt Devlet hatun evliliği sebebi, çeyiz olarak verilmiştir.

       1402 Ankara savaşından sonra yine Germiyan’ ların eline geçmişse de 1429 tarihin de tekrar Osmanlı imparatorluğuna katılmıştır. Günümüze kadar yabancı işgale uğramamıştır.  

    KURULUŞ YÖNÜNDEN: Zamanımızdan 800 sene önce kadar bu günkü ŞAP sitesi yerinde yani Kayran mevkiinde Boncuktaş adı ile kurulmuştur. Kütahyalı Evliya Çelebi seyahatnamesin de bu köyün şap sayesin de müreffeh bir hayat sürdüğü yazılmaktadır. 1463 yılında köyün kuzey batısında Karacakaya dağında şap madeni bulunmuştur. Osmanlılar Şap madenine çok ehemmiyet vermişler ve buraya büyük bir işletme haline çevirmek istememişlerdir. En yakınında Boncuk köy bulunmaktadır. Şap madeni buluşundan sonra köy suretle gelişmeye başlamıştır. Köyün zenginliği çevreye yayılmış olduğun dan sık sık eşkıya baskınları uğramıştır. Savunmaya elverişli olmayan eski yerinden daha güvenilir bir yer olan bu günkü yerine çekildiği halde, eşkıya baskınlarının arkası gelmemiştir. Şap işletmesine köyün nüfusu yetmemiş ve bunun üzeriden Padişah ferman yayınlayarak, tüm imparatorluk topraklarından insanlar davet etmiştir. O kadar ki buraya gelenler, VERGİDEN, ARKESLİKTEK, CEZADAN MUAF TUTULMUŞLARDIR.

 Köyün bu günkü yerine çekilmesine şap ocaklarına daha yakın olmasına da sebep olmuştur.

O zamanda tahminen 800 yıl önce yerleşme alanının ormanlık olduğu anlaşılmaktadır.

Bu günkü ULU CAMİİ bile yerinden kesilen çam ağaçları ile yapılmıştır. Bundan da anlıyoruz ki yerleşme yeri ormanlıktı.

      Halkı iki kısma ayırmak mümkündür.

 1-Köyün kurulmasına yardım eden ve tamamlayan asıl ilk yerliler ki,gelişleri kesinlikle bilinmemektedir.İlk gelenlerin tarım ve hayvancılıkla uğraşmış olmaları ve hayvancılığın halen devam etmesi; eski dokuma ve örmelerden, beden ve yüz yapısından,şiveden Yörük asıllı oldukları tahmin edilmektedir.  Köyü ilk kuranların kaç kişiden ibaret oldukları bilinmemektedir. Ancak Evliya Çelebi Seyahatnamesindeki “ Orada küçük bir köy var ki ” deyimi ve o zamanki yerleşme alanında olduğu genel bir tahmin neticesidir.

 2-Boncuktaş'a sonradan gelenler Boncuktaş köyüne şap ocakları çalışmaya başladıktan sonra halk eşkıya baskınlarına karşı savunma tedbirleri almışlardır. Bu tedbirler çevrede Boncuktaş yaşamak için güvenilir ve paralı bir yer olduğu izlenimi vermiştir. Vergi toplanması,erkeklerin askere alınması çevre halkının Boncuktaşa yerleşme arzusunun kamçılayan etmenler olmuştur. Eşkıya baskınından kaçan çevre halkı, padişahın zulmünden kaçan siyasi mahkumlar, köye gelerek yerleşmişlerdir. Şap işinde çalışarak geçimlerini sağlamışlardır. Boncuktaş’ın  nüfusun artması ile birlikte eşkıya baskınlarına karşı savunma gücünün arttığını düşünen  ilk yerlilerin yeni gelenlere karşı mülayim davranmaları, sonradan gelenlerin Boncuktaş köyünde yerleşmelerini ve asıl yerli halk ile kaynaşmalarını sağlayan başlıca etmen olmuştur. İlk yerliler ile sonradan gelenleri halkın ruh yapısın da halkta siyasi kanı ve düşüncelerinden  ayırt etmek mümkündür.

      Şap madeninin bulunmasın dan sonra 1405 köyün adı ŞAPHANE olmuştur.İmparatorluk ve Cumhuriyet devrinde isim değişikliği olmamıştır. Şaphane’de bulunan ve işletilen şap madeni Avrupa devletlerine sevk edilmesi para getirdiğinden Şaphane’nin saray yanında ayrıcalık yapılmasına yol açmıştır.  Uzun süre vergi toplanmamıştır.

       Tazminata kadar Şaphane Şaphane-i idare Amire Müdürlüğü adı altında doğrudan doğruya saraya İstanbul’a bağlı idari bir bölüm olarak kalmıştır. Tazminattan sonra memlekette yapılan idari reform sırasında Şaphaneyi-idari Amirliği kaldırılmış bucak haline getirilmiş. Tazminattan sonra Şaphane İlçesi Kütahya ya bağlı olarak zamanımıza kadar ayrılmamıştır.   

      Şaphane’de zamanın silemediği izler: Şaphanenin Kuzey-Batı ve Güney yönlerinde uzanan 100 hektarlık alanda 14. yy şap istihlal edildiğini, özellikle görmek mümkündür

Alan ocak, Beş Pınar, Taban, Kızıl Şaphane, İslamoğlu İni, Akkum, Kanlı Mağara, Derin Mağara, Rahat Pınarı yörelerindeki eski çalışmaların izlerini bu günde  görmek mümkündür.

(NOT:  ALAN OCAK, İLK ŞAP ÇIKARTILAN, OÇAKLARDAN BİRİDİR. BURASI ŞİMDİ BU TARİHİ ÖZELLİĞİ BİLİNMEDEN   " KENT ORMANI " YAPILMIŞTIR. BU KENT ORMANI'NDA, BURASINI İLK ŞAP OÇAĞI OLDUĞUNU BELİRTİR VE HALEN MEVCUT OLAN OCAK ARTIKLARININ BULUNDUĞU YERE" İLK ŞAP OCAĞI BURASIDIR " LEVHASI YER ALMALIDIR. BÖYLECE BİR TARİH YOK OLMASI YERİNE, ORAYA BİR ÖZELLİK DAHA KATACAKTIR )
 

Şapın Tarihçesi: 1463 yılın da Şaphane de şap ocakları çalıştırılmakta olduğunu ve ilkel metotlarla şap istihsal edildiğini ve Türkiye ansiklopedisinin 10.cildindeki bu konuya ait başlık taşıyan bir yazıdan anlıyoruz.   1405 Şaphane adıyla yerleşim merkezi kurulmuştur. Buraya İmparatorluk  çok ehemmiyet vermiş, her türlü mükellefiyetten muaf tutarak, tüm imparatorluk topraklarından insanların buraya gelmeleri teşvik edilmiştir. Bununla da kalmayıp doğrudan saraya bağlanmış ve Tanzimat a  kadar devam eden Şaphaneyi-İdare Amire Müdürlüğü kurulmuştur. Bu şekilde doğrudan İstanbul bağlanan ilk yerleşim merkezidir. Halen ilçemiz halkı Birleşmiş Milletler gibidir. Bugün bile bu aileler CENEVİZLİLER ( Çinizliler )TUNUSLAR, ( Tönüsler )KARADAĞLILAR, TİROLLAR, ÇANKIRILILAR( Şankırlar ) lakapları ile birlikte halen yaşamaktadırlar. Şiveleri çevreye uymakta daha çok İstanbul Türkçe'si ile konuşmaktadırlar. Bir önceki nesil,  daha arı bir İstanbul Türkçe’sine tam hakimdi. Yani ilçemiz çok ilginç ve derin tarihi vardır.  

İmparatorluk devrinde istihsal edilen şapın deve kervanları ile Avrupa devletlerine sevk edilir, karşılığında da şeker, kumaş getirilirdi. Bu sevkıyat develerle İzmir bayraklıya getirilir oranda gemilere yüklenirdi. Bayraklı için önemli olan halen unutulmamış ve halen Bayraklı da bu günküler anlamını bilmeselerde "ŞAPHANE CADDESİ" bulunmaktadır.

           Şaphane halkından Gem Almaz Ali namı ile tanınan bir kişinin Bulgaristan’da 30 ton şap teslim etmek üzere saray ile bir mukavele imzaladığı ve mukavele şartlarını yerine getirmediği için Kütahya’da 2 sene kalebentliğe mahkum edildiği, Kütahya Vahit Paşa kitaplığındaki bir el yazısından tespit edilmiştir.

           Ancak Tanzimattan sonra Şaphane-i Amire Müdürlüğünün kaldırılarak yerine Bucak müdürlüğü teşkilatının getirilmiş olması Balkanlardaki istiklal esintilerine karşı sarayın  şap sevkıyatını kesmesi gibi tutumlar, şap ocaklarında ki  çalışmaları aksatmış, nihayet1868 tarihinde üretim tamamen durdurulmuştur

          1970 yılında modern bir şap  fabrikasının üretime açılmasıyla yurdun çeşitli yerlerinde ve Zeka kağıt fabrikasına şap sevkıyatı başlamıştır.  Bugün Şap Fabrikası, tamamına yakını Vadat Güngören ve ailesine aittir. 

    Şaphene İlkokulu:Okulumuz 1926-1927 Öğretim yılında açılmış olup,1929 yılından 1975 yılı sonuna kadar 1299 öğrenci mezun olmuştur.

HALEN AYNI BİNA ŞAPAHNE MESLEK YÜKSEK OKULU OLARAK HİZMET VERMEKTEDİR.
 

ŞAPHANE'NİN TARİH VE BÜYÜK KÜLTÜR ŞEHRİ OLDUĞU BLİNMEKTDİR.  ŞAPHANE BÖLGE MEDRESESİ (ŞAPHANE  ÜNİVERSİTESİ ) TÜN DÜNYADA ÜN SALMIŞTIR.  MEDRESE BAŞI  ( ÜNİVERSİTE REKTÖRÜ ) ŞAPAHNE DOĞRUÇAM'DA YATMAKTADIR.  BÖLGEYE ADALET DAĞITAN  " ŞAPHANE KADILIĞI " MEVCUTTU.  OSMANLI ARŞİVLERİNİN ÖNEMLİ BİR KISMAINI, ŞAPHANE KADILIĞI'NIN VERDİĞİ MAHKEME KARARLARINI KAPSAMAKTADIR. BÜ BÜYÜK ŞEHRİN GERÇEK TARİHİ BURADA ZAMAN ZAMAN  YER ALACAKTIR.

 

        ÖZETLE:  Osmanlı İmparatorluğu 14.yy burada şap madeni bulmuş ve bu madeni dışarıya ihraç etmiş, kendi toprakların da dağıtmış ve kullanmıştır.Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu daha ilk yıllarında burada şap madeni keşfetmiştir.

         1405 Şaphane adıyla yerleşim merkezi kurulmuştur. Buraya İmparatorluk  çok ehemmiyet vermiş, her türlü mükellefiyetten muaf tutarak, tüm imparatorluk topraklarından insanların buraya gelmeleri teşvik edilmiştir. Bununla da kalmayıp doğrudan saraya bağlanmış ve Tanzimat a  kadar devam eden Şaphaneyi-İdare Amire Müdürlüğü kurulmuştur. Bu şekilde doğrudan İstanbul bağlanan ilk yerleşim merkezidir. Halen ilçemiz halkı Birleşmiş Milletler gibidir. Bugün bile bu aileler  CENEVİZLİLER,( Çinizliler ) TUNUSLAR, KARADAĞLILAR, TİROLLAR, ÇANKIRILILAR lakapları ile birlikte halen yaşamaktadırlar. Şiveleri çevreye uymakta daha çok İstanbul Türkçe'si ile konuşmaktadırlar. Bir önceki nesil,  daha arı bir İstanbul Türkçe’sine tam hakimdi. Yani ilçemiz çok ilginç ve derin tarihi vardır.

Belediye Başkanımız Ramazan Yeşildeniz,  Belediyenin resmi Web Sitesinde Şaphanenin Osmanlı döneminde bir sancak olarak tarihte önemli bir yeri olduğunu, 1914 yılında Belediye konumuna geldiğini belirtmiştir.  ( Bu belediyemizin 1915 yılında kurulduğu doğru değildir ve bu tarihe itirazlar vardır. İl seviyesine kadar Şaphane Belediyesi'nin 18. yüz yıl sonunu doğru kurulduğu, daha gerçekcidir. Araştırmamlarımız devam etmektedir.

ŞAPHANE ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

 

( Şaphane Çanakkale Şehitlerini burada dile getireceğiz )

 

Gelibolu yarımadasında yeterince netice alamayan müttefik güçleri son kez olarak Suvla bölgesine çıkarma yaptı. Buradan taarruzla Kocaçimen tepe ve Conkbayırını alarak neticeye gitmek istiyorlardı. Bu esnada Mustafa Kemal'de Anafartalar grup komutanlığına getirilmişti.Mustafa Kemal'in emir komutasında Suvla'nın güneyinde ve Sazlıdere'nin kuzeyinde Türk birlikleri İngilizlere karşı saldırıya geçti. Bu saldırıda kritik tepeler ele geçirildi ve İngilizler denize kadar sürüldü. aynı zamanda sarıbayır silsilesinde 8.tümende taarruza geçmişti. dört saatlik mücadele sonucunda conk bayırı tamamen düşmandan temizlendi. 24. alayda bulunan şaphaneli aslanlarda işte bu tarihte Mustafa kemal'in saatinin parçalandığı anda yakınlarında idi. bu tarihlerde meydana gelen müsademelerde şaphaneden kayıtlarda bulunan 6 Mehmetçik şehit olmuştur. Mekanları cennet olsun! bu muharebeler esnasında Türk birlikleri kesin bir zafer elde etmişlerdi.

COĞRAFI DURUMU

 

Ege Bölgesinde, Uşak!a 60 km, Kütahya’nın Güneybatısında yer alan ilçenin yüzölçümü 251 km2 dir. 2120M. Yüksekliğindeki adını aldığı Şaphane dağının batı eteklerinde kurulmuştur.engebeli bir araziye sahiptir.Akdeniz iklimiyle, karasal iklim arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Bu iklim o kadar buraya özeldir ki,  dünyanın en iri, en lezzetli ŞAPHANE KİRAZI burada yetişir. Bu ŞAPHANE KİRAZI AVRUPA’da iç pazardan daha çok tanınmış buraya kendi dillerinde “ KİRAZ KENT “  adı vermişlerdir. O evlerden çıkmayan kokulu Şaphane Elması’nın memleketi de burasıdır.

 

Son nüfus sayımına göre  Şaphane genel 12.761  Merkez: .5.456  Belde ve köylerde 7.305

Şaphane içinde 7 mahalle, ayrıca 10 köyü, 2 beldesi, 20 mahalle ve köy bağlısı 

65 YAŞINDAKİ  ŞAPHANE KOOPERATİFİ HALA YAŞIYOR

 

 Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi, 2005 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı Pazar günü yaptı.

 

2. Dünya Savaşı’nın tam ortasında,  ekmek, her şey karneye bağlanmış, kıtlık her yerde hakim. Türkiye ha savaşa girdi, ha girmeyecek denildiği o zor günlerde, Şaphane’de yoğunu varını, son servetlerini ortaya koyarak, o zaman tüm Şaphane halkı Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi’ni 1942 yılında kuruyorlar.  O zaman İcra Vekilleri Heyeti’nin          ( Hükümetin ) 10.04.1944 tarih ve 3/699 sayılı tasdik edilip, tüzel kişilik kazanmıştı.

 

Annelerin, bileziklerini sıyırarak, son varlıkların satılmasıyla 160 TL. üye olunan bu Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi, bu zor günlerde, herkes açlık ve sefaletle mücadele ederken, Şaphane’ye refah getirmişti. Her evde en azında bir dokuma tezgahı kuruldu.

Tüm ailer dokumacı oldular. O kadar ki Şaphane’de iki Pazar kurulmaya başlandı. Birisi halen devam eden Cuma günü normal Pazar. Salı günleri ise bez, Tekstil borsası Ulu Cami altında açılıyordu.

 

Refah ve zenginlik o kadar artı ki, Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi Şaphane Belediyesi’inden kat kat daha zengin hale gelmişti. O zamanlar Simav’a 2 günde gidiliyor. 1. gün Ayvalık’a kadar, 2 gün de Simav’da ulaşılıyordu.

 

Her taraf en az 2. günlük yol. Belediye’de otobüs denen bir şeyin çıktığını duyuyor, almak için çırpınıyor. Nafile. Kasada o kadar para yok.

 

Belediye Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi’nin kapısını çalıyor ve ödünç para talebinde bulunuyor. Kooperatif de artık çok zengin.

 

Hemen Bursa’ya gidiliyor ve 1944 model Chevrolet marka, ilk otobüs Şaphane’ye geliyor. Şaphane’de bayram yaşanıyor. En yakın ilçeye gitmek 2 gün sürüyor ve büyük çile olduğu günler geride kalıyor. Otobüs bir iki  saat içinde buralara ulaştırıyor. Halk otobüsün içini ve üstünü tıka basa doldurur olmuştu.

 

Belediye de artık çok para kazanıyor ve borcunu hemen ödüyor. Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi 1970 yıllarına kadar fiilen çalışıyor ve ortaklarına bez topları dağıtıyor. Hala karda. Daha sonra yapılan toplantıda, her nasılsa eski ortaklar devre dış bırakılıyor ve artık dokumanın da bitmesiyle, kooperatif artık fiilen çalışmıyor. Ama kağıt üstünde bile olsa, yaşamını devam ettirmektedir.Parası ve halen taşınmazı var.

 

 Geçtiğimiz Pazar Genel Kurul Toplantısı yapıldı. Rutin işler dışında, Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi’nin binasının satılması gündeme geldi.  Bir kısım ortaklar, binanın satılması ve kooperatif fes edilerek, mal varlığının dağıtılmasını savunurken, ekseriyet tarihi Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi’nin yaşatılmasını ve mal varlıklarının devam ettirilmesini dile getirdiler. Oylama da çoğunluk da bu karara vardı. Temenniler bölümünde de, başka bir sahada, faaliyetinin  devam ettirilmesini dilediler.

 

Oylama sonucu Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi tüzel kişiliğini ve mal varlığının aynen devam ettirilmesi kararı alındı.

 

 

 

Eski ortaklardan Ahmet Aktan da görüşlerini belirti.

“ Babam kuruluşunda varını yoğunu buraya yatırarak, üye olmuştu. Daha sonra nasılsa bu eski ortaklar devre dışı bırakıldı ve babam buna çok üzülmüştür. Daha sonra her ne kadar başka kooperatifler ve şirketler kurulmaya çalışılmışsa da, bunlar yaşatılamamıştır. Bu Şaphane Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi, Şaphane için tarihi bir fırsattır. Şaphane bu kooperatifi emin ellerde, mutlaka yaşatacak bir saha da devam ettirilmelidir. Şaphane bu kooperatifin etrafında tekrar birleşebilir, ataların hatırı  için hisse alabilirler. Burada birleşmeliyiz.

Benim korkum, eğer elimizi çabuk tutmasak, çok hızla ilerleyen komşu ilçeler arasında, Şaphane kaybolacaktır. “

 

Eski Yönetim Kurulu aynen muhafaza edilerek, Murat Çakır tekrar başkan seçildi.

 

 

 

 

 

101 YAŞINDAKİ YAŞAYAN TARİH ANLATIYOR.

1906 Şaphane Ayvacık doğumlu Mehmet Özyurt, yaşadığı 1 asırlık tarihi dile getirdi.
 
19 Eylül Gaziler Günü’nde misafir konuşmacı olarak davet edilen Özturt, o zaman daha delikanlı ve daha sonra asker olduğu Kurtuluş Savaşı’nda Şaphane’yi detaylarıyla anlattı.

“ Be o zaman delikanlıydım. O günleri daha dün gibi hatırlıyorum. Yunan işgal güçleri, Şaphane’nini coğrafi durumundan dolayı girmeye cesaRET EDEMEDİLER. Onu için Şaphane hiç işgal edilmedi. Onun için Kurtuluş Günü de yok. Ancak çevre köylere kadar geldiler. Benim Köüyüm Ayvacık’a geldiler. Hayvanlarımızı elimizden aldılar. Pşirip yediler. Bize bir lokma bile vermediler.

Yunan ordusu kacarken, arkada kalan küçük gruplar oldu. 6 Gavur olarak bilinen, 6 kişilik Yunan askeri Uçbaş altına saklanmış. Yanlarına varılmıyor. Ateş ediyorlar. Cephaneleri bitince teslim oldular. 5 vuruldu. Bir tanesi Eşref Ağa’ya sığındı. Onu o anda vurmadılar. Şaphane’ye geitdiler. Daha sonra o da ortadan kaldırıldı. Abide savşalarını da hatırlıyorum. Atatürk’ü Menemen’de  askerken görmek de nasip oldu. Ben Atatürk askeriyim.

Bu aralarda bölgemiz çekirge istilasına uğradı. Ekinlerimizi saniyeler içinde bitiriyorlardı. Büyük hendekler açıldı. Bu hendekten çekirge atlayamıyor ve dolayısıyla karşıya geçemiyorlardı. Bir kıtlık başladı. Köylülerimiz o tarihte Şaphane Dağı’ndaki yerleri daha ekmişler ve deve dikenlerini pişirip yemişlerdir. Bu kıtlık günlerini de yaşadık.

Şaphane tarihinde “ Gökçukur Yaylası “ önemli bir yer tutar. Yaylaya, Şaphane Dağı’na Selendi tarafına varıncaya kadar en az 50 Yörük yazı dağımızda geçicilerdi. Bunlar develeriyle, atlarıyla ve binlerce hayvanıyla gelirlerdi.

Şimdiki belediyenin olduğu yerde konak bulunurdu. Park da onun bahçesiydi.  Parkın olduğu yerde, daha önce medrese oluşu bizden çok öncedir. Buradan taşınan Şaphane Yeni Medresi’ni biliyorum. Çırıklar Camisi adı yanlıştır. Girişteki, hitabesinde var. Şaphane Yeni Medrese Camisi’dir. Medrese Cumhuriyet devrinde kapatılmıştır. Şaphane Medreseler ve kültür şehridir. Kıymetini bilelim.

101 yaşımda olmama rağmen halen dinçim. Sadece gözlerimde sulanma var. Onu da sağ olsun kaymakamımız baktıracak.

Mahalli idarecilerimizin bana gösterdikleri ilgiye teşekkür ediyorum.


 

ŞAPHANE’DE SON OSMANLI

Muhabirimiz Tahsin Ünlü’nün Şaphane Kitabı’nın daha mükemmel olması için, halka yaptığı genel çağrı üzerine, halktan Şaphane hakkında bilgiler yağmaya başladı.

Bunlardan aklı başında son Osmanlı, 1919 Şaphane doğumlu

Ahmet Telat Karahan canlı tarih olarak  Şaphane hakkında ön bilgileri aktarır.

“ 1919 Şaphane’de, Osmanlı Vatandaşı olarak doğdum. Son Osmanlı vatandaşıyım. Nihayet çok ciddi olarak, geç kalınmış da olsa, bir Şaphane kitabının hazırlanmakta olduğuna son derece memnun oldum. Kendimin çok genç yaşta esnaf oluşum ve yakın akrabalarımın belediye başkanları olması dolayısıyla, çocukluğumdan bu güne kadar, Şaphane tarihini yaşadım ve çok iyi takip ettim. Kendim de çok aktif olarak toplumda sade vatandaş olarak gönüllü sorumluluklar aldım.

ŞAPHANE SAATİNİN GERİ GETİRİLMESİ VASİYETİMDİR.

Şaphane’nin 700 yıllık tarihi saati, Şaphane’nin kalbidir. Şaphane halkı, 7 asır boyunca, savaş, kuraklık, yokluk görmesine rağmen, daha önceki nesiller camimize ve onun 700 yıllık saatine hep sahip çıkmıştır. Bu neslin, bu Şaphane’nin kalbi tarihi saate hakkıyla sahip çıkmamalarını anlayabilmiş değilim. Tarihi saatin iadesi için uğraşanları, çok takdir etmekteyim. Tarihi saatin iadesini görmek isterim. Göremezsem, tekrar Şaphane’ye getirilmesi vasiyetimdir.

ŞAPHANE DAHA ÖNCELERİ DAHA BÜYÜKTÜ

Şaphane’nin il ve daha sonra tekrar ilçe oluşu ve Tanzimat’tan sonra nahiye olarak Gediz ve Kütahya İli’ne bağlanışı benden öncedir. Ben daha çok Cumhuriyete geçiş ve ondan sonraki yaşadığım yılları biliyorum.

İLK NAHİYE MÜDÜRÜ

İlk Nahiye Müdürü Mustafa Saffet’tir. Daha Sonar Asım Bey, Cemal Yegenoğlu’dur. Yağmurlardan bir hanımla evlenmiştir.

 Oğlu da sonraları Aydın Valisi olmuştu.

ULU CAMİ

Şaphane demek, Şaphane Ulu Camisi demektir. Ben de bu cami ile çok anılarım vardır. Caminin kilimlerini işçiler tutarak yıkattım. Kendim de işin başına geçtim. Şaphane İtfaiye’sinin emme-basma tulumbasını caminin içine kadar götürttüm.

“ Hızlı basın çocuklar “ diye bağırınca, emme-basma tulumbadan tazyikli su oluştu. Ben de bunu caminin duvarlarına tutarak, temizlemeye başladım. Sıra ortadaki kubbeye geldi. Oraya bu tazyikli suyu tutunca, pembe renk biraz aktı ve solma oluştu. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, gayet iyi niyetle olmasına rağmen, halen bu olay vicdanımda derin yaralar açmıştır. Oranın boyalarına verdiğim bu küçük zararı halen unutabilmiş değilim. Çok pişmanım.

Caminin kiremitleri eski kiremitlerden oluşuyordu. Bu da zaman zaman tavanın akmasına yol açmaktaydı. Halk aralarında para toplamışlar. Toplanan para 4.566 liraya ulaşmış. Ancak Vakıflar kiremitlerin değiştirilmesine karşı çıkanca, bu para kısmen başka hayır işlerinde hardanmış. Geriye 1.500 lira kalmış. Onu bana getirdiler. Ben de “ Bu parayı artık benden geri alamazsınız “ dedim. Esnaf olarak çok sık İstanbul’a gidiyorum. Kafamda ses sistemi almak var.

Ses sistemleri çok. Ama benim beğendiğim, en iyisi 6.500 lira. Onu kafama koydum. Paranın üstünü cebimden tamamladım ve aldım. Halen camimiz de bu çalışmaktadır.

Benim zamanımda, camimizin baş imamı Ahmet Göklap’tir.

Caminin Hacet Kapısı önünde eski değirmen taşı vardır. Pek çok kimse, bu taşın altında, bu camiyi tekrar yapacak kadar altın bulunduğuna inanmışlardır. Ama sonradan burada hiçbir şeyin olmadığı anlaşılmıştır. Bu küllüye ile Postacı İbrahim çok ilgilenmişti.

Caminin en alttaki sütunların her biri imece usulüyle, birer ağa tarafından yapılmış ve her ağa kendi ismini vermiştir. Dışarıdan bakınca, sütunlar taş duvar gibi görünür. İçlerinde deli kavak ağaçları bulunmaktadır.

Etraftaki çınar ağaçlarını, Alaman lakaplı hemşehrimiz dikmiştir. İşçiliği de Eyüp Kanat üstlenmişti.

Caminin altında, camiye gelir getirmesi için yapılan 6 dükkan yapılmıştır. Bu dükkandaki esnaflar:

-         Colak Osman, Osman Özturan Bakkal

-         (Şıldır) Süleyman ?  Bakkal

-         Ahmet Özer

-         Alaların İsmail,  İsmail Oktay ( Manifatura )

-         Molla Mehmet,  Mehmet Esen

SON AĞALAR:

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Hakkı Arıkan ve kardeşi Eşref Arıkan’dır.  Halen yaşayan Eşref Ağa Konağı da bunlara aitti.

Çamköy, Karaağıl, Deringöz gibi köyler de bunlara aitti.

ŞAPHANE’NİN 20 KÖYÜ VARDI:

Cumhuriyetin ilk yıllarında gelindiğinde, Şaphane’nin, Pazarlar, Orhanlar, Sofular, Örey, Akşinek gibi, 20 köyü olduğunu görürüz.

Daha çevre ilçelerde, PTT yokken, bölgemizde ilk PTT Şaphane’de bulunuyordu.

ŞAPHANE’NİN İLK OTOBÜSÜ:

1946 yılında, 1945 model Chevrolet kamyon 4.500 liraya alınarak, Bursa’da otobüse çevrilmişti. Bu Şaphane için büyük bir devrimdi. Daha önceleri, yayan olarak, Simav’a 2 günde gidilirdi. 1. Gün anacak Kalkan’a kadar ulaşılır. Ertesi günü Simav’a varılırdı. Bu otobüsün sabahleyin hareketi ve akşamüzeri dönüşü büyükler ve çocuklar için büyük bir olay olur, tüm gün beklenirdi. “

Aklı başında son Osmanlı, 1919 Şaphane doğumlu

Ahmet Telat Karahan canlı tarih olarak  Şaphane hakkında ön bilgileri bu günlük bu kadar  aktardı. Bundan sonra yazmaya devam edeceğiz.

 


SAVAŞTEPE’DE BİR ŞAPHANELİ

Şaphane tarihini araştırmaya başlayınca, Şaphane büyükleri de ortaya çıkmaya başladı.

03.09.1927 Şaphane doğumlu Ahmet Kundak, yoksulluklar içinde, Nahiye Müdürü’nün el atmasıyla, Savaştepe Köy Enstitüsü’nün ilk ve kurucu öğrencisi olur.  “ Savaştepe Köy Enstitülü Yıllar “ adlı kitapta yer alır. Orada kısaca hayatı anlatılır. Hayatı bugünkü gençlere tam bir örnektir.


BUGÜN 144928 ziyaretçi BURADAYDI
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=